Meltem Reyhan

Meltem Reyhan

Share

Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Meltem Reyhan, Author, Istanbul.

07/04/2026

Desinler... Ya da... Demesinler. Şu fotoğraftaki palamar gibi; bizi bir yere, bir duruma, hatta bir dünya görüşüne sımsıkı bağlayan o görünmez düğümler... Bakınca, vapurun o devasa cüssesine göre palamar dediğin aslında pek de kalın sayılmaz. Ama ne tuhaf; o koca metal yığınını, o devasa ağırlığı tek bir halatla kıyıda, hizada tutarsınız.

“Desinler” kalıbı da tam olarak böyle bir palamardır işte.

Bizi bitmek bilmeyen bir çabanın içinde, olduğumuz yere sabitler. Bazen “elalem çetesi”ne haraç ödetir ruhumuza, bazen yıllar öncesinden kopup gelen bir sesle aniden zihnimizi yakalayıverir:

Anlamadı...

Dinlemedi...

Dedi...

Demedi...

Aman, böyle demesinler!

Bak, böyle bilsinler!

Başkalarının zihninde inşa etmeye çalıştığımız o “kusursuz dünya” var ya; işte o bize en büyük cehennem olabilir. Farkında bile olmadan, bazen kendimizle inatlaşırcasına verdiğimiz o uğraşlar... Enerjimizi, dış dünyanın bizim hakkımızda ne düşündüğünü düzenlemek için hunharca harcıyoruz. Dikkatimiz hep kendimiz dışında bir yerlerde, hep birilerinin göz hizasında.

Peki, dikkat dediğimiz şey aslında farkındalık değil midir?

Günümüz dünyasının hoyratça dağıttığı o dikkatimiz, birilerinin onayı peşinde koşarken aslında en kıymetli hazinemizden çalıyor. Modern hayatın bir diğer “hediyesi” de unutmak... Az önce tüm dikkatini verdiğin o meseleyi, bir an sonra unutuvermek. Her şeyin hızla önemini yitirmesi.

Nereden gelmiştik bu konuya? Evet, palamar. Bizi hangi kıyıya, hangi yargıya bağladığını konuşuyorduk. O incecik ipin, koca bir hayatı nasıl sabitlediğini... Sahi, o ipi ne çözer?

Aslında çok basit: Onu azıcık gevşetip o halkadan çıkarttığınızda, gemi kendi yoluna gider. Hem de neyi geride bıraktığına hiç bakmadan... Çünkü seyir geriye doğru değil, ileriye doğrudur. Belki de hayatta başlamak ve bitirmek konusundaki o bitmek bilmeyen tereddütlerimizin asıl sebebi budur:

Başkası ne düşünür? Ya da ne düşünmez?

Ne diyelim... Palamarları gevşetme vakti gelmiştir belki de. Yolcu yolunda gerek dostlar.

07/03/2026

Kim daha fazla zeki? Kim daha fazla güçlü? Kim daha fazla tehlikeli?

Bu “daha fazla” ve “kim” ayrıştırması, ataerkil zihniyetin hayatımızı etkileyen en net sonuçlarından bir tanesidir.

Eril zihin ayrıştırır, kıyaslar ve hiyerarşi kurar. Oysa dişil zihin birleştirir, bağlantı kurar, biriktirir ve değerlendirir.

Hakim olan tahakküm sistemi, kadını baskı altına alarak toplumu yönetmenin en kolay yolunu keşfetmiştir. Çünkü toplumları, kız ve erkek çocuklarını büyüten kadınlar şekillendirir. Kadına uygulanan baskı, doğrudan toplumu manipüle etmenin en kestirme yoludur.

Nasıl görüneceğimizden anneliğimize, halimizden tavrımıza kadar her şeyimizi erkek egemen söylemlerden öğrenmek zorunda bırakılırken, bu sessiz kuşatma karşısında birbirimizle çatışırız.

Bizi, birbirimizi kontrol etmemiz için “öteki” maskelerine sokarlar.

Kadın olmak, erkeklerle aynı işi yapıp yapmamakla ya da onlarla kıyaslanmakla ilgili değildir. Bizi var eden biyolojik farklılığımız, doğayla aynı döngülerle işler. Bu nedenle biz, doğanın dilini anlamakta, döngüleri takip etmekte bir adım öndeyiz. Bizi olduğumuz gibi kabul etmeyip eksikmişiz gibi gösteren bu sisteme karşı en büyük cevabımız, kendi doğal halimizi sahiplenmekten geçiyor.

Ne eksiğiz ne fazla; sadece varız.

Bugün, kadın emeğinin kutlandığı bu 8 Mart’ta, mesele eşit ücret hakkını bile çok gören, bizi yaşam hakkımızı savunmak zorunda bırakan bir sisteme karşı varolma savaşımızdır. Bu nedenle belki benim gibi sizlerin de içinden kutlama yapmak gelmiyor olabilir. Ancak yok sayılan, hakkı çiğnenen, yaşam hakkı elinden alınan onca kadının ve eşitlik için mücadele eden kız çocuklarının emeğini, direnişini ve yol arkadaşlığını hep birlikte hatırlayalım ve onurlandıralım. Dayanışarak çıkacağız bu kıskaçtan. Yola devam dostlar .

02/03/2026

Gecenin kandili nasıl da parlıyor…

Geceyi aydınlatırken sanki içimizde olan bitene de usulca ışık tutuyor.
Belki de şimdi, gölgemizde saklı kalanları fark etme zamanı. ( Başak burcunda dolunay)

Yetersizlik hissini…
Mükemmel olma çabasının yorgunluğunu…
Başkalarının hatalarının yükünü omuzlarımızda taşıma hâlimizi…

Bu bahar, evimizi temizler gibi içimize de nazikçe bakabiliriz.
İşlevini yitirmiş duygularla,
Bize iyi gelmeyen düşüncelerle,
Artık bize ait olmayan alışkanlıklarla vedalaşmayı seçebiliriz.

Sadeleştikçe hafiflediğimizi,
Hafifledikçe özgürleştiğimizi fark edebiliriz.

Belki eşyalarla başlamanızı tavsiye ederim.
Çünkü bazen bir eşya, geçmiş bir duygunun sessiz taşıyıcısıdır. Basit gibi görünen bu adım sizi, zihin sınırlarını aşmak, kapalı kalmış duyguları sağaltmak ve geçmişle yüzleşmek konusunda destekler.

Yer açtıkça içiniz de ferahlar.
Sıkıca tuttuğumuz her neyse “Bırakmak” bu hayatta kendimize verebileceğimiz en değerli armağanlardan biridir. Akışın ritmi o zaman bize güven verir.

27/02/2026

Kelimeler sadece harflerin yan yana gelmesi değildir.
Onlar hikâyelerimizi taşıyan posta güvercinleridir.
Bir anlam alışverişidir söz.
Bazen borçlandırır, bazen özgürleştirir.
Bazen yaralar, bazen merhem olur.
Öylesine söylenen sözler gerçekten öylesine midir?
Kelimeler; öfkemizi, sevgimizi, hırsımızı, kırgınlığımızı taşır.
Bizden çıkar ama yine bize döner.
Sadece söylediklerimiz değil, duyduklarımız da iz bırakır.
Bir cümle içimizdeki ateşi söndürebilir.
Bir cümle içimize kor düşürebilir.
Eğer sözün bir kalbi incitecekse, susmak daha hayırlıdır.
Gerçek bile olsa…
Her doğru her yerde söylenmez.
Her duyulan aktarılmaz.
Çünkü söz taşındıkça değişir; eksilir ya da çoğalır.
İnanmadığın bir şeyi dillendirmek, insanın pusulasını şaşırtır.
Çünkü inanmasan da, söylediğin anda o söz senin gerçeğin olur.
Söz de bir ameldir.
Ve ameller niyetlere göredir.
Günümüzde, özellikle sosyal medya platformlarında, sözler çoğu zaman bir ok gibi kullanılabiliyor.
İnsanlar içlerinde biriktirdikleri duygusal yükleri birbirine boşaltıyor.
Üstelik bu durum gittikçe normalleşiyor.
Sosyal medya üzerindeki bu dil, kişilikleri yeniden biçimlendiriyor.
“Bir sözle ne olur ki?” diye düşünebiliriz.
Oysa bir damla sirke, bir bardak suyun tadını değiştirir.
Sirke görünmez belki ama suyun tamamına sirayet eder.
Belki içimizde birikmiş çokça korku, öfke ve hüzün var.
Sistemin baskısı karşısında ne yapacağımızı bilemiyoruz.
Geleceğin hızla değişmesi bizi ürkütüyor.
Ama bir başkasının canını acıtmak, insanın kendi acısını dindirmez.
Aksine, acıyı çoğaltır.
Ve biz her cümleden sorumluyuz.
İbn Arabî’nin dediği gibi:
“Sözünü amelinden sayanın sözü az olur.”
Belki mesele çok konuşmak değil, doğru konuşmaktır.
Ve bazen hiç konuşmamaktır.
Sözlerimiz birbirimize merhem olsun.

Photos from Meltem Reyhan's post 18/02/2026

Bahar her zaman gelir.
Bazen erken, bazen geç… ama mutlaka gelir.

Doğayı izlerken öğrendiğim en kıymetli şey , Her şeyin bir vakti olduğu ve ilahi ajandanın bizim bilindiğimizden çok daha derin işleyişe sahip olduğu.

Biz zamanı takvimle ölçüyoruz.
Oysa yaşamın kendi ritmi, kendi parametreleri var.

İçimizi sıkan o “Ne zaman?” sorusu…
Bizi, aslında ne hissettiğimizi görmezden gelmeye itiyor.

Bazen öyle bir eşiğe geliriz ki;
Ne bırakmaya hazırızdır,
Ne de devam edecek gücümüz vardır.

Kendimizi ne kadar zorlarsak zorlayalım,
Her şey kendi zamanında olur.

Belki de tek yapmamız gereken,
Kendi baharımızın geleceğine güvenmektir. Vakti gelince açan çiçekler gibi uygun şartlar oluşunca olacaktır, olması için heveslendiğimiz. Ne önce ne de sonra… ( Şarkıda dediği gibi …)

09/02/2026

Bazen ışık, görmemize engel olur.

Gözümüzün önündeki ile gördüğümüz, hatta görmek istediğimiz aynı şey değildir çoğu zaman. Beyin, çoğu zaman görmek istediğini algılar; baktığını, inandığı şekilde görür.

Kadim bilgeler, aydınlanmanın karanlığın içine girmekle, insanın kendi içindekini görmesiyle mümkün olduğunu söyler. Modern çağ ise sürekli ışığa bakmamızı ister: farkında ol, anla, bil, öngör…

Ama bazen gölgede dinlenmek gerekir.

Işığı arkana aldığında, gölgen önüne düşer. O gölge, kendinle ve içindeki çağrışımlarla göz göze gelmektir. Dışarıda gördüğün değil, gördüğünün içindeki yansımadır.

Photos from Meltem Reyhan's post 06/02/2026

Bu fotoğraf, her baktığımda içimde derin bir sızıyla o günleri hatırlatır bana.
Çoğumuzun yüreğine ateş düşen o geceden 40 gün sonra, ekmek almak için uğradığım bir fırında çekmiştim.
O gözlerde, o bakışlarda anlatılamayan çok şey var…

Diğer fotoğrafları da, o günlerde birlikte çıktığımız yolu unutmamak için paylaşıyorum.
Rabbim ne çok şeye vesile kıldı, hamdolsun…
Ama biliyorum ki, yaşananların yanında yaptıklarımız, o bölgede olanlar için ancak bir k*m tanesi kadardı.

Üzerinden tam üç yıl geçti.
O günlerde kurduğumuz çadır dershanede okuyan çocuklarımızın büyük bir kısmı üniversiteyi kazandı ve şimdi 3. sınıfta okuyorlar.
Dernek olarak yılda 25–30 arası gencimize düzenli burs sağlamaya devam ediyoruz.

Bu yıl da, sizlerin desteğiyle, yıldönümünde 10 ailemize nakdi yardım yapacağız.
Hâlâ konteyner kentte yaşayanlar var.
Ekonomik olarak çok zor durumda olan ailelerin sayısı ise ne yazık ki hâlâ çok fazla.

Elbette desteğimiz sınırlı, bunu biliyoruz.
Ama hiç olmamasından iyidir diye düşünüyoruz.

Bu paylaşımım, başından beri yanımızda olan tüm bağışçılarımıza minnetimi ifade etmek için.
Var olun…
Biz o günden bugüne ne yapabildiysek, sizlerin desteği sayesinde yapabildik.

6 Şubat’ı unutmuyoruz.
Unutmamak ve unutturmamak için dayanışmaya devam ediyoruz. 🖤

Photos from Meltem Reyhan's post 29/01/2026

Uğurlar olsun can parem. Yol arkadaşım.
Seninle paylaştığım onca zamanda bana kattığın çok şey var. Bana kalan an’lar, kalbimin hazinesi. Gidişinle dahi yoluma rehber oldun.

On iki saatte ne çok şey oldu… Önceliklerim, planlarım değişti. Elimden gelen, kalmana yetmedi. Şimdi payıma düşen razı olmak. Suretin gitti, siretin benimle kaldı.

Senin boşluğunla yaşamayı öğreneceğim belki; zaman denilen hekim, yaramın sızısına yardımcı olur belki. Riocuğum, sevginin dilini öğreten bir taneciğim.

26/01/2026

Bir dilim börek insanı, tıpkı bir rüya gibi, çocukluğuna götürebilir mi? Beni götürdü.

Benim iki anneannem oldu. Biri Boşnak, diğeri Arnavut kökenliydi. Her ikisinin de ortak yanı börek yapma becerileriydi. Elbette başka birçok ortak yönleri de vardı ama dışarıdan bakıldığında farklı gibi görünen iki mahallenin kadınlarıydılar. Sanki birbirlerinin zıddı sanırdınız. Neyse, konumuz börek.

Tam olarak hesaplayamasam da yaklaşık 35 yıl sonra, bizim oraların, yani Balkanların üslubuyla tepsi böreği yapmaya karar verdim. Spontane bir anda, bir arkadaşıma söz vermemle birlikte, biri öz biri üvey anneannemin tarzında iki tepsi börek yaptım. Yaparken çocukluğum da yanımdaydı; mutfak masasında, yanı başımda oturuyordu.

Kol böreği denilen modeli üvey anneannem yapardı. Hayatımda ilk defa denedim. İçine onun hiç kullanmadığı bir malzeme olan ebegümecini koydum. Hamuru açarken, böreğin içine fark etmeden ona dair bir şeyler de karıştı. Çocukluğumun onunla ilgili kısmı.

Diğeri ise bizim “alt-üst böreği” dediğimiz modeldi; annemin annesinin üslubu. Onu pırasalı yapmıştım.

Dün arkadaşımla lafa daldık ve böreklerden pırasalı olanı fırından büyük ölçüde yanmış halde çıkardık. Az çok yedik; bu haliyle bile “çok güzel” dedik ama sonuçta yanmıştı. Bugün diğer tepsiyi pişirdim. Yakmadan 😍 Bir dilim börekle zamanda yolculuğumda böylece tamamlanmış oldu

22/01/2026

Feng Shui Uçan Yıldızlar ekolünde bazı alanlarda sessizlik, bazı alanlarda ise bilinçli bir aktivasyon tavsiye edilir.
Bu yılın çatışma enerjisini sakinleştiren sembolü “Keçi”dir. Ancak Çin astrolojisindeki hayvan sembollerinin aktardığı hikâyeyi tam olarak anlamadan, sadece bir keçi figürüyle bu durumu çözemeyiz. Keçi burcunun anlattığı hikâyeyi dikkatle dinlemeliyiz; bu sayede yıl boyu kendimize rehber edinebileceğimiz bir yol haritası çıkarabiliriz.
Her yıl, o yılın taşıdığı enerji; kendi tabiatında olan ve tam zıttında yer alan burçlarla (ve onların temsil ettiği enerjilerle) çatışır. Bu yıl “Bazi” haritasında At ve Fare burçları olanların hayatlarında, değişim olasılığının çok daha yüksek olduğunu söyleyebiliriz.

Peki, nedir bu değişim? Çatışma olmadan gerçekleşemez mi? Elbette gerçekleşebilir; ancak değişim her ne kadar arzuladığımız bir şey olsa da kapımızı çaldığında onu misafir etmeye pek gönüllü olmayız. Bu durum, tıpkı beklenmedik bir anda gelen misafirin üzerimizde yarattığı gerginliğe benzer. Aslında o gün bambaşka planlarımız vardır; tam o planları hayata geçirecekken bir şey olur ve olağan akışımız değişir. Yeni plana adapte olana kadar elimiz ayağımıza dolanabilir. Yazının tamamı blogta. Link hikayemde

Want your public figure to be the top-listed Public Figure in Istanbul?
Click here to claim your Sponsored Listing.

Category

Culinary Team

Attire

Telephone

Address


Istanbul