GMag
LGBTİ+ Sosyal İçerik Platformu GMag gay ve lezbiyenler için benzersiz bir formüle sahip.
Modadan sanata, sağlıktan ilişkilere, spordan teknoloji, yeme içmeden çarpıcı röportajlara gökkuşağının altında, gökkuşağının ışıltılı yönlerini kendine has yorumuyla GMag okurlarıyla buluşturuyor. GMag, çekimleri, muzip dili, yazarları, fotoğrafçıları ile rakiplerinin arasında öne çıkarak dünyalı çizgisiyle Türk gay ve lezbiyen dünyasının değerlerini ve hayallerini bir araya getiriyor.
04/06/2026
Müphem bi’ gül açar içimde, ah
Ne pembedir ne özgür
Yalancı bir bahar mı bu gördüğüm?
Şüphem büyür de büyür
Bakma öyle yabancılar gibi
Sesin ayazken içim üşür
Ne korkular azat ettim, be canım
Soyun sen de, biraz beni düşün
Göremezler, canım, göremezler
Sende benim gördüğümü, onlar bi’ yudum nefesler
Aşkım yalan değil, ne de hevesten
Çok bekledim bunu inan, aç bana yüreğini
Ver bana dileğimi, ver
Sitem değil inan ki bu sözlerim
Zamanla soldu düşüm
Ağardı genç yaşımda saçlarım
Bahar ol, bir çiy düşür.
🌹
01/06/2026
Ne kadar güzel söz ve kelime varsa inanın hepsi size ait. Hepsi sizin.
İyi ki varsınız!
Onur Ayı’mız kutlu olsun. 🏳️⚧️🏳️🌈
30/05/2026
EMPATİ.
LGBTİ+ hakları, özel ayrıcalıklar değil; herkes için eşitlik, güvenlik ve insan onurunun korunmasıdır.
Hiç kimse cinsel yönelimi ya da cinsiyet kimliği nedeniyle ayrımcılığa uğramamalı, şiddet görmemeli veya haklarından mahrum bırakılmamalıdır. Eğitim, sağlık, çalışma hayatı, barınma ve kamusal yaşam gibi temel alanlarda eşit muamele görmek her insanın hakkıdır.
Farklılıklar toplumları zayıflatmaz; aksine daha özgür, daha adil ve daha güçlü hale getirir. İnsan hakları, yalnızca çoğunluk için değil, herkes için vardır. Bu nedenle LGBTİ+ haklarını savunmak, insan haklarını savunmaktır.
Eşitlik bir talep değil, temel bir haktır.
Saygı bir lütuf değil, bir sorumluluktur.
Herkes özgürce ve korkmadan yaşayabilmelidir.
🏳️🌈 Çünkü insan hakları herkes içindir.
28/05/2026
Her yıl yayımlanan Trans Hakları Endeksi ve Haritası’na göre, (Avrupa ve Orta Asya’daki trans bireylerin insan haklarına dair en kapsamlı veri toplama ve analiz çalışması) İzlanda birinci sırada yer aldı. Malta ikinci olurken, İspanya ilk üçü tamamladı.
Endeks;
* Yasal cinsiyet tanınması
* Sığınma hakkı
* Nefret suçu ve nefret söylemi
* Ayrımcılık karşıtı yasalar
* Sağlık
* Aile hakları
gibi kategorilere göre ülkeleri değerlendiriyor.
İzlanda 32 üzerinden 30 puan aldı. Sığınma politikalarındaki “olumlu önlemler” kategorisinde 1 puan, nefret suçu/söylemi alanındaki “nefrete karşı politika geliştirme” kısmında ise 1 puan kaybetti.
Rusya ise 32 üzerinden 0 puan alarak son sırada yer aldı. Düşük puan alan diğer ülkeler arasında Tacikistan, Türkmenistan, Özbekistan, Gürcistan ve Azerbaycan bulunuyor; bu ülkelerin her biri yalnızca 1 puan aldı.
TGEU yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“2026 Trans Hakları Endeksi ve Haritası, son yıllara kıyasla daha görünür yasal değişimler olduğunu gösteriyor. Ancak bu değişimlerin çoğu yeni bir siyasi kararlılığı yansıtmıyor.”
“Gelişmelerin büyük kısmı, hükümetlerin proaktif adımlarından ziyade aktivistlerin yorulmak bilmeyen mücadelesi ve mahkeme kararlarından kaynaklanıyor. Bölgenin büyük bölümünde trans bireylere yönelik görünür kamu saldırılarına rağmen siyasi tepkinin yetersiz kalması endişe verici.”
25/05/2026
Yapım, 2026 Cannes Film Festivali’nin en çok konuşulan filmlerinden biri oldu. İspanyol yönetmenler Javier Calvo ve Javier Ambrossi’nin imzasını taşıyan film, ünlü İspanyol şair ve yazar Federico García Lorca’nın yarım kalmış aynı adlı eserinden ilham alıyor. Film, farklı dönemlerde yaşayan üç eşcinsel erkeğin hayatlarını birbirine bağlayan duygusal ve güçlü bir hikâye anlatıyor.
Hikâye 1932, 1937 ve 2017 yıllarında geçiyor. Üç farklı dönemde yaşayan bu karakterler birbirlerini hiç tanımasalar da aşk, kimlik, baskı, kayıp ve özgürlük arayışı gibi ortak deneyimlerle birbirlerine bağlanıyor. Filmin merkezinde Lorca’nın yarım kalan La bola negra eseri ve onun nesiller boyunca süren etkisi yer alıyor. Bir hikâyede, eşcinsel olduğu düşünüldüğü için toplum tarafından dışlanan genç bir adamın yaşadıkları anlatılırken; diğerinde İspanya İç Savaşı sırasında karşı taraftan bir mahkûma âşık olan bir askerin hikâyesi işleniyor. Günümüzde geçen üçüncü hikâyede ise genç bir tarihçi, ailesinden kalan beklenmedik bir miras sayesinde geçmişte gizlenmiş sırları ortaya çıkarmaya çalışıyor.
Film yalnızca bir aşk hikâyesi değil; aynı zamanda İspanya’da ve dünyanın birçok yerinde LGBTİ+ bireylerin tarih boyunca karşılaştığı baskıları, görünmez bırakılmış hayatları ve kuşaklar boyunca aktarılan travmaları da ele alıyor. Bunun yanında aşkın zamana meydan okuyan gücü, tarihsel hafıza, aile sırları ve kuir miras gibi temalar da filmin merkezinde yer alıyor. Yönetmenler, farklı dönemlerdeki karakterlerin hikâyelerini iç içe geçirerek geçmiş ile günümüz arasında güçlü bir bağ kuruyor.
La bola negra, Cannes’daki ilk gösteriminde büyük bir ilgiyle karşılandı ve gösterim sonunda uzun süre ayakta alkışlandı. Eleştirmenler tarafından festivalin en etkileyici LGBTİ+ filmlerinden biri olarak gösterilen yapım, duygusal anlatımı, tarihsel derinliği ve q***r hafızaya yaklaşımı nedeniyle övgü topladı. Film, bir yandan kişisel aşk hikâyeleri anlatırken diğer yandan geçmişte susturulan sesleri günümüze taşıyan, hüzünlü ama umut dolu bir anlatı sunuyor.
24/05/2026
Meta platformları, GLAAD’ın yeni raporunda LGBTİ+ güvenliği açısından en kötü platformlar arasında gösterildi.
GLAAD’ın 2026 Sosyal Medya Güvenlik Endeksi’nde Meta, YouTube ve X (eski adıyla Twitter) yaklaşık 100 üzerinden 39–41 puan aldı ve LGBTİ+ kullanıcılar için güvenlik açısından en düşük sıralarda yer alan platformlar arasında değerlendirildi. Rapor, bu şirketlerin nefret söylemi, taciz ve ayrımcılıkla mücadelede yetersiz kaldığını belirtti. Tiktok ise LGBTİ+ bireyler için güçlü korumalarını sürdürdü. GLAAD, TikTok’un LGBTİ+ kullanıcılar için güvenli bir sosyal medya platformu olmaya devam ettiğini bildirdi.
TikTok’un puanı değişmeyerek 56 olarak kaldı. Raporda şu ifadeye yer verildi:
“TikTok, Topluluk Kuralları kapsamında LGBTİ+ bireyler ve tarihsel olarak marjinalleştirilmiş diğer topluluklar için güçlü korumalarını sürdürmüştür.”
20/05/2026
Homofobi, en basit tanımıyla eşcinsel bireylere karşı duyulan korku, nefret, önyargı ya da düşmanlıktır. Ancak aslında sadece “korku” kelimesiyle açıklanabilecek kadar basit bir şey değildir. Homofobi; insanların cinsel yönelimleri nedeniyle aşağılanması, dışlanması, hakaret görmesi, şiddete uğraması ya da “anormal” ilan edilmesiyle ortaya çıkan toplumsal bir problemdir.
Bugün dünyanın birçok yerinde milyonlarca LGBTİ+ birey hâlâ yalnızca kim oldukları için baskı görüyor. Kimi ailesi tarafından reddediliyor, kimi okulda zorbalığa uğruyor, kimi iş hayatında ayrımcılığa maruz kalıyor. Daha da ağır örneklerde insanlar yalnızca yönelimleri nedeniyle fiziksel saldırıya uğrayabiliyor, hatta hayatlarını kaybedebiliyor. Bunun temelinde ise çoğu zaman bilgisizlik, öğretilmiş nefret ve farklı olana karşı duyulan tahammülsüzlük yatıyor.
Bilimsel olarak bakıldığında eşcinsellik bir hastalık değildir. Bu durum yıllar önce tüm büyük sağlık kuruluşları tarafından net biçimde açıklanmıştır. World Health Organization ve American Psychiatric Association gibi kurumlar eşcinselliğin insan doğasının doğal çeşitliliklerinden biri olduğunu belirtmiştir. Yani “hasta” olan şey insanların kimi sevdiği değil; bir insanın sevgisi, kimliği ya da varoluşu üzerinden nefret üretmektir.
Homofobi çoğu zaman “görüş belirtmek” adı altında normalleştirilmeye çalışılır. Oysa bir insanın var olma hakkını hedef alan hiçbir nefret söylemi sadece “fikir” değildir. Çünkü nefret söylemleri toplumda gerçek sonuçlar doğurur. İnsanların kendilerinden utanmasına, gizlenmesine, psikolojik travmalar yaşamasına ve hayatlarını korku içinde sürdürmesine neden olabilir. Özellikle genç LGBTİ+ bireyler için dışlanma ve nefret; depresyon, yalnızlık ve ciddi ruhsal sorunlara yol açabilmektedir.
Bir insanı; dini, dili, ten rengi ya da doğduğu ülke yüzünden yargılamak ne kadar yanlışsa, LGBTİ+ bireyleri de sevdikleri yüzünden yargılamak da aynı derecede yanlıştır. Çünkü sevgi suç değildir. Kimlik suç değildir. Var olmak suç değildir.
Vay be. Yaşanıyor ve yaşatılıyor. 👏🏻
14/05/2026
Ünlü model ve oyuncu Cara Delevingne, Londra’daki Rosalia konserinde yaptığı açıklamalarla sosyal medyada gündem oldu. Sahneye çıktığı anlarda seyirciyle sohbet eden Delevingne, cinsel yönelimiyle ilgili açıklamalarda bulundu.
Delevingne, kalabalığa dönerek artık kendisini net bir şekilde lezbiyen olarak tanımladığını söyledi ve ardından şu sözleri ekledi:
“Eğer hâlâ bilmiyorsanız… Ben bir lezbiyenim.”
Ancak asıl dikkat çeken kısım bundan sonra geldi. Ünlü isim, geçmişte en büyük “zaafının” heteroseksüel kadınlar olduğunu itiraf ederek, “Bir lezbiyen olarak benim zayıf noktam eskiden heteroseksüel kadınlardı” dedi.
Bu durumun nedenini de yine esprili bir şekilde açıklayan Delevingne, bunun kendisine bir tür “meydan okuma” gibi geldiğini ima etti. Çünkü ona göre, o kadınların çoğu aslında tamamen heteroseksüel değildi. Ünlü model sözlerine şöyle devam etti:
“Genelde zaten kimsenin yüzde yüz heteroseksüel olduğuna inanmıyorum.”
Konuşmasının devamında ise, “erkeklerin ilişkilerde kadınları tatmin etmeyi çoğu zaman bilmediğini” söyledi.
Cara Delevingne’in bu açıklamaları, hem LGBTİ+ topluluğunda hem de sosyal medyada büyük yankı uyandırdı. Bazı kullanıcılar sözlerini “fazla iddialı” bulsa da, birçok kişi Delevingne’in sahnede bu kadar açık konuşmasını cesur ve samimi olarak değerlendirdi.
13/05/2026
Kudurtma makineleri.
Gurur.
Ma Ma Manifest yağğğ.
Biz Manifest Ülkesiyiz.
Son.
Click here to claim your Sponsored Listing.
Category
Website
Address
Istanbul