2mi3.com

2mi3.com

Share

Antik Yunan & Roma Kültürü-Tarihi üzerine incelemeler. Gezi yazıları. Doğadan paylaşımlar. Konserlerden görüntüler ve sevdiğim birçok şey üzerine...

Photos from 2mi3.com's post 09/04/2026

• Şeyh Süleyman Mescidi / Sekizgen Kripta •
‘İstanbul Bizans Açık Hava Müzesi’ Özel Bölüm

İstanbul'un dokusu en özel semti Zeyrek'te semte adını veren, çok eski adı Hristos Pantokrator Manastırı olan Molla Zeyrek Camii'ne yürüme mesafesinde sekizgen bir yapı haziresiyle birlikte dikkat çeker. Şeyh Süleyman Mescidi'dir burası. Minaresi olmayan bu yapının İstanbul'un fethinden önce de burada olduğunu şehrin tarihini hiç bilmeyenler bile hissedebilir.

Şeyh Süleyman Mescidi hakkında bilgiler maalesef kısıtlıdır. Pantokrator Manastırı'nın kütüphanesi olabileceğini düşünenlerin yanısıra, kimi kaynaklarda vaftizhane, ayazma, mezar yapısı olarak da geçer. Bütün bina bir mezar yapısı mı olarak inşaa edilmiş bilemesek de bu çok özel sekizgen yapının altında 8 odalı bir mezar bulunmaktadır. Üstadların buraya Roma Mozolesi demesi ile halk üzerinde buranın bir pagan mezarı olabileceği intibası uyanmıştır. En son NTV'de bir programda, kesinliği olmadığı üstüste söylenmiş olsa da altbantta 'Pagan Mezarı' yazması da bu yanılgıya sebep olmuştur tabii. Ancak bu kripta tam bir geçiş döneminde inşa edilmiştir. Paganizmin son, Hristiyanlığın ise ilk döneminde. Dolayısıyla kafa karıştırması gayet doğal.

Bu sekizgen mezar odası içerisinde 7 göz mezar ve zeminin altında yine bir kubbeyle örtülü bir su haznesi mevcuttur. İzinle girilen bu yapının, en etkileyici özelliklerinden biri kubbeyi bölen kaburgaların kök boyası kırmızı ile çizilmiş şeritleridir. Yine bir göz odanın içerisinde yerde bir gider görülmektedir ki, bunun da kurban kesim kısmı olduğu düşünülmektedir.

Yapısıyla, haziresiyle, kriptasıyla, devşirme taşları ile İstanbul'un en özel yerlerinden biridir Şeyh Süleyman Mescidi. Biz çok kıymetli ile birlikte özel izin alarak buraya geldik. Ama benim dileğim, üst kısımda ibadet devam ederken kriptanın da tüm güzelliği ve açıklamalarıyla adeta bir müze gibi ilgilisine gösterilmesidir.

Photos from 2mi3.com's post 19/03/2026

Öyle zamanlar oluyor ki; şehrin yüksek binaları üstüme üstüme geliyor, kalabalığı sürekli ters yola girmişim hissi yaratıyor, gürültüsü kulaklarımı tırmalıyor, havası ciğerimi söndürüyor. Kafamı kaldırmadan görebileceğim masmavi bir gökyüzünü, kimseye temas etmeden yürüyebileceğim bir yolu, temiz bir havayı, sessizliği özlüyorum.

İşte böyle anlarda, İmroz'da çektiğim fotoğraflara bakmak bile iyi geliyor. Yazın güneşin hiç eksik olmadığı, kekik kokusunun sardığı, rüzgârlı da olsa denize girecek sakin bir koyun mutlaka bulunduğu, bir diğer yarımın doğduğu topraklara... Diğer yarımın tabii! Hep baba tarafından gelecek değil ya memleket.

Siz deyin Gökçeada, ben diyeyim İmroz, hatta Imbros. Homeros da bahseder buradan, Kritovoulos da. Poseidon atlarını bağlarmış deniz altındaki ahırlara. Roma, Ceneviz, Venedik, Osmanlı... hepsi de kontrol etmiş burayı. Gelin görün ki çok eski tarihine rağmen ayakta kalmış antik bir yapı yoktur burada.

Akıl erdiremiyor insan; Ege'nin kuzeyinde, Çanakkale'nin dibinde, devasa bir ada... Ama ne bir tapınak, ne de bir tiyatro. Ne çok eski bir agora, ne de eski bir ayazma. Şaşırırken adanın bu durumuna, öyle bir şey çıkıyor ki karşısına insanın, kafası iyice allak bullak oluyor: Kokina mevkiinde yer alan ve adeta gökten düşmüş gibi duran, hangi dönemden kaldığı tam olarak bilinmeyen ama Roma Dönemi'nden olabilecek devasa bir kaya mezarı.

Mezarın ne sebeple burada olduğu tartışma konusudur. Uzmanların düşüncesine göre bu bölge bir kaya mezarı imalat atölyesi olabilir. Adanın yakın çevresindeki antik kentlere burada üretilen kaya mezarlarının gönderildiği düşünülmektedir. Burada kalanın ise, tamamlanamamış ve sevk edilmemiş bir sipariş olduğu düşünülür. Bir tabelası yoktur buranın. Deniz kenarında uzun, eski ve toprak bir yoldan giderken çıkar karşınıza. O da eğer onu arıyorsanız... Sırtı dönüktür çünkü; yekpare bir kayadır aşağıdan bakana. Gidene kadar yanına belli etmez kendini.

Devamı Yorumlarda!

Photos from 2mi3.com's post 13/03/2026

İkonalarda Zulüm, İnfaz ve İblisler, Bölüm:1

Bizim kiliselerin ikonaları pek ilginçtir. Bu inanç sistemine dahil olmayan veya konunun içine hiç girmeyenler bunları sadece basit birer resim gibi görebilirler. Oysa hepsinin stiline bağlı olarak değişen türlü türlü anlamı vardır. Bir kısım ikonalar portre olarak çizilmiştir. Bazı ikonalar ise, doğum, vaftiz, ölüm ya da diriliş gibi anları resmeder. Bir de 'vita ikona' diye geçen bir stil vardır ki adeta bir çizgi roman sayfası gibidir. Bu vita ikonaların tam ortasında, bir aziz veya azize, çevresinde de sayısı değişkenlik gösteren kareler içerisinde bu kişinin hayatı resmedilir. Zaten bundan dolayı, Latince hayat anlamına gelen Vita kelimesi ile anılır bu ikonalar.

Ancak bu ikonaların anlattığı hayatlar pek huzurlu değildir. Sorgular, zindanlar, işkenceler, mucizeler, tuhaf yaratıklar ve elbette infaz sahneleri bu karelerde yer alır. İşte bu araştırmam tam da bu noktada başlıyor: İkonalarda Zulüm, İnfaz ve İblisler.

Bu ikonalarla tanışmam çocuk yaşlarda olmuştu haliyle. “Aman çocuk görmesin, korkmasın, etkilenmesin. O film, o kitap yaşına göre değil” diye çekinilen ne varsa çoğunu bu ikonaların içinde görmüştüm. Ama ne yalan söyleyeyim, hiçbir zaman korkmamıştım. Aksine hep ilgimi çekmiş, vita ikonalarının önünde dakikalar geçirmiş, hayal gücümde bu çizimleri izlediğim üç dört çizgi film ile bağdaştırmıştım. Hala da öyle...

Yıllar içinde okudukça ve öğrendikçe, vita ikonalarda geçen sahneler benim için daha fazla anlam taşımaya başlamıştı. Nasıl çarmıha gerilen tek insan İsa değilse, yakılanlar, işkence görenler ya da vahşi hayvanlara atılanlar da sadece azizler değildi. Tüm bunlar, o çağların gerçek sorgu, işkence ve infaz yöntemleriydi. Üstelik bu küçük küçük karelerde resmedilen mekanlar bile önemli detaylar taşıyabiliyordu.

Devamı Yorumlarda!

Photos from 2mi3.com's post 26/02/2026

Uzun süredir ‘İstanbul Bizans Açık Hava Müzesi’nin koridorlarında, geniş salonlarında ve küçük odalarında geziniyorum. Ancak bu müzenin yalnızca iç mekânları yok; duvarları ve bu duvarlar üzerinde bizi içeri alan kapıları ve şöyle bir tepeden bakabilmemiz için terasları da var. Edirnekapı’dan Yedikule’ye, Yedikule’den Sarayburnu’na, Sarayburnu’ndan Ayvansaray’a uzanır bu duvarlar ve Kara, Deniz ve Haliç surları diye anılır.

Şöyle Edirnekapı’dan başlayıp Yedikule’ye doğru, kara surlarının Theodosius Surları diye de bilinen kısmında yürümeyi uzun zamandır istiyordum. Bu rotanın yarısını en son 2008’de, meslek icabı yürümüştüm. Ancak bölgenin tekinsizliği ve ekipman yetersizliği nedeniyle istediğim gibi bir çalışma yapamamıştım. Bu kez hazırdım; nispeten iyi bir kameram ve rota için gerekli kitabım vardı. Böyle yürüyüşler iyi bir yoldaş da ister! Biz de kıymetli ile sözleştik ve sabahın erken saatlerinde yola koyulduk.

İstanbul BizansAçıkHavaMüzesi nde surları ve kapıları gezmek hem zihnen hem bedenen yorucudur. Bedenen yorucudur; çünkü 5 kilometreyi aşan bu parkurda 90’dan fazla kule bulunur. Üstelik bu kulelerin neredeyse her birinde kitabeler, devşirme taşlar, dönem motifleri vardır. “Hangisi neredeydi?” diye bazen mehter misali üç ileri bir geri gidilir. Kule bulunur, bu kez “Kitabe neredeydi?” diye el siper edilip gözler duvarda gezinir. Tam o sırada papağanlar geçerse bütün dikkat onlara kayar. Sonra süreç yeniden başlar. Normalde bir buçuk saatte tamamlanacak rota böylece beş saati bulur. Kitabede ne yazdığını, motiflerin anlamını, hatta hangi kapının önünde olduğunuzu çözmeye çalışmak da zihni epey yorar.

Kapı demişken…Bu güzergâhta on iki kapı vardır. Kiminin kendine has adı varken, kimi ise birinci, üçüncü diye anılır. Bazılarının eski isimleri hâlâ tartışmalıdır. Mevlevihane Kapısı’nın özgün adı nedir mesela? Rhesion mu, Polyandrion mu, Myriandrion mu? Bir kaynak Topkapı’ya Porta Pempton der, bir diğeri Aziz Romanos. Başka bir yerde Porta Pempton Sulukule'dir; akademik çalışmalarda ise burası Kharisios olarak geçer. Elbette ismi kesin olanlar da vardır: Belgradkapı Xylokerkos’tur, Silivrikapı Pege’dir.

Devamı yorumlarda!

Photos from 2mi3.com's post 03/02/2026

• Ayasofya •
‘İstanbul Bizans Açık Hava Müzesi’ Özel Bölüm

Uzun bir süredir 'İstanbul Bizans Açık Hava Müzesi'nin kaydını tutuyor ve kendimce bunun haritasını oluşturuyorum. Zeyrek, Kalenderhane, Tekfur, Gül, Binbirdirek, Yerebatan, Bukoleon, Polyeuktos, Küçük Ayasofya... anlattım durdum da, bu süreçte şu meşhur Ayasofya'nın çevresinde, bahçesinde, giriş kısmında dolandım sadece. Pek elim gitmedi Ayasofya'yı yazmaya, anlatmaya. Bugün bir arama motoruna 'Aya' yazdığımız an 'Ayasofya' diye otomatik tamamlanan, hakkında kitaplar, makaleler, belgeseller, yerli ve yabancı sayısız araştırma yapılan, sosyal medyada hakkında içerik çıkmayan bir dakikanın bile olmadığı, bu çok özel mekan hakkında, aynı bilgileri tekrar etmek istemedim.

Biliyorsunuz; yüzlerce ömür kadar yaşlıdır Ayasofya. Şu an tam 1489 yaşında. Üstelik o da en son inşa edileni, şu bizlerin gördüğü. Hemen karşısında yer alan İstanbul'un bir diğer simgesi Sultanahmet Camii ile tam 11 asırlık yaş farkı var aralarında.

Görüyorsunuz; kocamandır, çok da dayanıklıdır. 1999 depremini yaşamış binalarımız çürük raporu alırken, yüzlerce deprem yaşamış da hala ayakta, dağ gibidir Ayasofya. İsidoros ile Anthemius'un hakkını vermek, ancak Sinan'ı da unutmamak gerek.

Yapıldığı günden bu yana, bu kadar çok merak edeni, ziyaretçisi olan başka bir yer daha var mıdır acaba? 1400 sene evvel 'Büyük Kilise'de kutsal emanetleri görelim' diye gelenlerden, 'Ayasofya'da namaz da nasip oldu' diye gelenlere; müze olduğu yıllarda en ufak bir detayını merak ettikçe gelenlerden, bugün giriş ücreti çok yüksek olsa da esirgemeyip 'Restorasyona giriyormuş, bir ömür görülemeyebilirmiş' diye gelenlere, kim bilir kaç milyon insan girmiştir kapısından içeri?

Devamı Yorumlarda!

Photos from 2mi3.com's post 13/01/2026

Sosyal medyada bir furya dolaşıyor – İstanbul’da çok gizli bir mekân, “kimsenin bilmediği yeri buldum” furyası. İlgili semtin eski sakinleri, konuya meraklı olanlar, çevresinin farkında bulunanlar; biraz kitap okuyup, biraz belgesel izleyenler bu furyayla gelen gönderileri okuyup eğlenmek, gülmek, hatta dalga geçmek konusunda adeta ittifak hâlindeler…

Çok uzun zamandır, anamın babamın elinden tuttuğu yıllardan bugüne, şehri adım adım yürüyorum. Altı yaşında öğrendiğim yer de oldu, on altı yaşında da, kırk bir yaşında da. Ama şunu fark ettim ki: kimsenin bilmediği bir yer asla bulamadım. Heyecanlandığım anlar oldu. Bir sokak arasında eski kalıntılara rastladım mesela; oradan geçen bir teyze, oranın bir dönem kilise olduğundan bahsetti. Eski bir camiye girdim, cemaatten biri günümüze göz kırpan freskleri gösterdi. Üzerinde haç bulunan bir kapıya bakarken “ayazma orası” diye seslendi biri. Zeminde bir kapı gördüm, “tünel var orada” dedi mahallenin çocukları. Anlayacağınız, ben o “kimsenin bilmediği yeri” hiç bulamadım.

“İstanbul Bizans Açık Hava Müzesi” haritasını oluştururken de kimsenin bilmediği yerlerle hiç karşılaşmadım. Hepsinin adı farklı kaynaklarda; kitaplarda, dergilerde, tezlerde, eski haritalarda, efemeralarda geçiyordu. Kalenderhane’nin altındaki freskler, Şeyh Süleyman Mescidi, Mesih Paşa ve Zeyrek Camii’nin altındaki mezar odaları, Theotokos Chalkoprateia’nın kalıntıları, Gül Camii içindeki havari mezarı, Hodegetria ayazması, sağda solda karşımıza çıkan devşirme taşlar, porfir parçaları, lahitler ve daha nice Bizans hatırası… Benim de yaptığım zaten kendimce bunları derlemek değil mi? Kendime ve gelecekteki ilgilisine... Öyle bir derleme ki belki de asla sonu gelmeyecek, birinin kaldığı yerden devam etmesi gerekecek türden.

Devamı Yorumlarda!

Want your public figure to be the top-listed Public Figure in Istanbul?
Click here to claim your Sponsored Listing.

Category

Address


Istanbul