Bi Moda Hayat

Bi Moda Hayat

Condividi

“Let us be a part of your dreams"
�Moda keşif platformu - #bimodahayat
�The platform for fas www.ajansbenice.com

Photos from Bi Moda Hayat's post 26/07/2026

🇹🇷🏆 ŞAMPİYONUZ! 🏆🇹🇷
Canımız, Filenin Sultanları… ❤️🤍
Milyonlarca kalbe umut, gurur ve tarifsiz bir mutluluk bıraktınız.

Her sayınızda heyecanlandık, her mücadelenizde sizinle birlikte savaştık. Vazgeçmediğiniz, inandığınız ve son ana kadar mücadele ettiğiniz için sizlere sonsuz teşekkür ederiz.

Bugün sizinle yeniden dalgalanan ay-yıldızımız, yüreğimizde ise sizinle büyüyen tarifsiz bir gurur var. 🇹🇷✨

Bu şampiyonluk, emeğinizin, inancınızın ve asla pes etmeyen ruhunuzun eseri.

İyi ki varsınız, iyi ki bizim Filenin Sultanları'sınız. ❤️

ŞAMPİYONLUK SİZE ÇOK YAKIŞIYOR! 🏆🇹🇷

Bu gururu bize yaşattığınız için çok teşekkür ederiz.

AyYıldız Voleybol

Photos from Bi Moda Hayat's post 25/07/2026

Modanın en uzun süren trendinin sırrı geçmişinde saklı 🤔

Bazı trendler birkaç sezon görünür, sonra ortadan kaybolur. Bazılarıysa hiçbir zaman gerçekten kaybolmaz; yalnızca dönemin ruhuna göre biçim değiştirir.
Puantiye tam olarak böyle bir desen.

Bugün onu retro, romantik ve biraz da nostaljik buluyoruz. Oysa puantiyenin moda tarihindeki yolculuğu, yalnızca 1950’lerin kabarık eteklerinden çok daha eskiye uzanıyor.

“Polka dot” adı, 19. yüzyılın ortalarında Avrupa ve Amerika’da büyük bir popülerlik kazanan polka dansıyla aynı dönemde ortaya çıktı. Dansın yarattığı kültürel ilgi o kadar büyüktü ki birçok ürün “polka” adıyla pazarlanmaya başladı. Bunların çoğu unutuldu; puantiye ise moda dilinde kalıcı oldu. Aslında ifadenin bilinen ilk yazılı kullanımı 1857’ye dayanıyor.

1880’lerin moda illüstrasyonlarında ve 1890’lardan kalan elbiselerde puantiyeleri açıkça görebiliyoruz. 20. yüzyıla gelindiğinde sinema, popüler kültür ve haute couture, bu sade geometrik desene yeni anlamlar ekledi.

1950’lerde puantiye, in Christian Dior’un koleksiyonlarından, 1960'larda Marvel Comics'in puantiyeli süper kahramanı Puantiyeli Adam'ı piyasaya sürmesine kadar uzandı.

1980’lerde daha büyük ve iddialı, 1990’larda daha sade ve şehirli yorumlarla karşımıza çıktı. Rodarte’nin 2020 Sonbahar koleksiyonunda ise 1940’ları hatırlatan karanlık ve teatral silüetlerle yeniden yorumlandı.

Bugün puantiyenin yeniden gündemde olması da tesadüf değil. 2025 ve 2026 koleksiyonlarında küçük, büyük, siyah-beyaz ve renkli noktalar; Khaite, Tory Burch, Altuzarra, Valentino ve Schiaparelli gibi farklı moda evlerinin yorumlarında yeniden görünür hâle geldi.

Puantiyenin yüz yılı aşkın süredir varlığını korumasının sırrı,
Değişmeden uzak kalmıyor ve her neslin dolabında yeniden anlam kazanıyor.

Puantiyenin geçmişini çarpıcı görsellerle yeni yazımızda okuyabilirsiniz. Link yorumda ve profilde.

Sizin dolabınızda yeniden giymeyi bekleyen puantiyeli bir parça var mı? 🤍

🌿🌿🌿
Polka dots, Polka dot prints

14/07/2026

Dün akşam İstanbul'da inanılmaz bir şimşek çılgınlığı vardı.
Önce yaklaşık bir saat boyunca, neredeyse hiç gök gürültüsü olmadan, bulutlar ışıklarıyla dans eder gibi ortalığı aydınlattı. Hayatımda hiç bu kadar peş peşe çakan, adeta koreografi yapıyormuş gibi görünen şimşekler izlememiştim. Gece saat 02.00 olmasına rağmen iki saat boyunca gözümü ayıramadım.

İzlerken aklıma sürekli fantastik film sahneleri geldi. "Acaba Thor şu an hangi savaşa yetişmeye çalışıyor?", "Yoksa gökyüzünde büyücüler görünmez bir düellonun ortasında mı?", "Belki de ejderhalar bulutların arasında kanat çırpıyordur..." diye çocuk gibi kendi kendime senaryolar kurdum 🤭

Bir süre sonra o sessiz ışık gösterisi yerini devasa gök gürültülerine ve ardından başlayan çılgın bir yağmura bıraktı.
Meğer böyle geceleri ne kadar özlemişim...
Sonra bizim ufaklık uyandı. Bir saat boyunca korkuyla heyecan arasında gidip gelen duygularla şimşekleri birlikte izledik. Korktuğu bir anda uydurduğum bir benzetme onu öyle güldürdü ki, bir kaç dakika sonra "Ben zaten şimşeklerden hiç korkmam ki!" demeye başladı. 😅
Güzel ama uykusuz bir geceydi.
Notumu aldım; En güzel anlarda pek uyumamak lazımmış 🥰

🌩🌩🌩
sky, nature, night photography, clouds, weather, şimşek yıldırım, Şimşek, Yıldırım, Gök Gürültüsü, Fırtına, Yağmur, Gökyüzü, Doğa, Gece Fotoğrafçılığı

Photos from Bi Moda Hayat's post 14/07/2026

Sürdürülebilir moda gündemi artık yalnızca yeni malzemelerden ya da çevreci koleksiyonlardan ibaret değil.

1–13 Temmuz 2026 döneminde yaşanan gelişmeler, sektörün çok daha kapsamlı bir dönüşümün içine girdiğini gösteriyor.

Reju, polyester geri dönüşümünü ölçeklendirmek için ABD’de yeni bir araştırma merkezi açtı. Reverse.Fashion ve Fleek, yapay zekâ destekli tekstil ayrıştırma ve ikinci el tedarik zinciri teknolojileri için yeni yatırımlar aldı. Whering ise insanların sahip oldukları giysileri daha uzun süre kullanmasını hedefleyen dijital gardırop modelini büyütüyor.

Ancak değişim yalnızca teknoloji tarafında değil.

Fransa ultra hızlı modayı hedefleyen yasasını yürürlüğe koydu. Avrupa Birliği düşük değerli e-ticaret gönderilerine yeni maliyetler getirirken, satılmayan tekstil ve ayakkabıların imha edilmesini yasaklayan düzenlemenin yürürlük tarihi yaklaştı.

New York’ta PFAS üreticilerine karşı açılan dava, moda sektöründeki kimyasal sorumluluğu yeniden gündeme taşıdı. İngiltere’de ise “geri dönüştürülmüş” ifadesini yeterince açıklamayan moda reklamlarına müdahale edildi.

Türkiye açısından da dikkat çekici gelişmeler vardı.

RE&UP, geri dönüştürülmüş elyafları pilot koleksiyonlardan uzun vadeli siparişlere taşımayı hedefleyen Fiber Club modelini genişletirken, İtalya’dan Türkiye’ye yasa dışı biçimde gönderildiği belirlenen binlerce ton tekstil atığına yönelik operasyon, atık ticaretinde izlenebilirliğin önemini bir kez daha ortaya koydu.

Temmuz ayının ilk yarısının verdiği mesaj oldukça net:

Sürdürülebilir moda artık yalnızca daha iyi bir ürün üretmek anlamına gelmiyor. Ürünün tasarımından finansmanına, tedarik zincirinden kullanım sonrasına, veriden mevzuata ve kamusal iletişime kadar bütün sistem yeniden şekilleniyor.

Dönemin öne çıkan gelişmelerini Amerika, Avrupa, Asya ve Türkiye başlıkları altında; veriler, düzenlemeler ve kaynaklarıyla birlikte yeni makalede derledim.

Makaleyi okumak için bağlantıya göz atabilirsiniz.



tekstilden tekstile geri dönüşüm, polyester geri dönüşümü, tekstil atığı, PFAS ve tekstil, tekstil atıklarının geri dönüşümü, yz

Photos from Bi Moda Hayat's post 11/07/2026

Bugün kadın modasının simgesi olarak gördüğümüz bazı parçalar, aslında yüzyıllar boyunca erkeklerin günlük yaşamının, savaşlarının ya da statü göstergelerinin bir parçasıydı.

İşte bugün kadın modasıyla özdeşleşen, ancak geçmişte erkeklerin yaygın olarak kullandığı beş moda parçası.

1. Pembe Giysiler

Bugün pembe çoğunlukla kadınlarla özdeşleştiriliyor. Oysa 20. yüzyılın başlarında birçok Batı ülkesinde pembe, kırmızının daha güçlü ve enerjik bir tonu olarak görüldüğü için erkek çocuklarına öneriliyordu. Rengin kadınlarla özdeşleşmesi ise moda endüstrisi, pazarlama stratejileri ve değişen toplumsal algılarla zaman içinde yerleşti.

2. El Çantaları

Modern el çantasından çok önce erkekler; para, mühür, anahtar, resmi belgeler ve kişisel eşyalarını taşımak için kemerlerine asılan keseler ve deri çantalar kullanıyordu. Cepler yaygınlaşmadan önce bu keseler günlük yaşamın vazgeçilmez aksesuarlarıydı. Bugün bildiğimiz el çantasının kadın modasıyla özdeşleşmesi ise 18. ve 19. yüzyıllarda gerçekleşti.

3. Yüksek Topuklu Ayakkabılar

Yüksek topukların hikâyesi modayla değil, savaşla başlıyor. 15. yüzyılda Pers süvarileri, üzengide daha dengeli durabilmek için topuklu ayakkabılar giyiyordu. Bu işlevsel tasarım daha sonra Avrupa saraylarına ulaştı ve aristokrat erkeklerin güç ve statü sembollerinden biri hâline geldi. Zaman içinde ise kadın modasının en ikonik parçalarından biri oldu.

4. Etekler ve Uzun Giysiler

Pantolon tarih boyunca her zaman erkeklerin temel giysisi değildi. Antik Mısır'dan Roma'ya, İskoçya'dan Osmanlı'ya kadar pek çok kültürde erkekler; tunikler, cüppeler, kiltler ve etek benzeri dökümlü giysiler giyiyordu. Pantolonun günlük yaşamın baskın parçası hâline gelmesi ise sanıldığından çok daha geç gerçekleşti.

5. Çoraplar
Bugün uzun çoraplar çoğunlukla kadın modasıyla ilişkilendirilse de, Rönesans ve Barok dönemlerinde Avrupa aristokrasisinin erkekleri için resmî kıyafetin vazgeçilmez bir unsuruydu. İpek ya da yün çoraplar yalnızca şıklığı değil, aynı zamanda sosyal statüyü de temsil ediyordu.

💬 Sizi en çok hangi parçanın geçmişi şaşırttı?
Yorumlarda buluşalım 🥰📌

🌿🌿🌿
Costume

10/07/2026

Belki bu sandaletler yapay zekânın hayal gücünden çıktı. Belki de henüz üretilmedi.
Ama bir an için gerçek olduğunu düşünelim...
Moda tarihinde rafya, palmiye lifi, hasır, bambu ve farklı doğal liflerden üretilmiş ayakkabılar gördük. Belki de gelecekte biyomalzemeler ve yeni üretim teknikleriyle buna çok benzeyen tasarımlar gerçekten hayatımıza girecek. Tasarımın sınırlarını zorlayan fikirler, bazen geleceğin malzemelerine ve üretim biçimlerine ilham verir.

Peki siz doğal liflerden, el işçiliğiyle üretilmiş böyle bir sandalet giyer miydiniz?

🌿🌿🌿

Photos from Bi Moda Hayat's post 09/07/2026

Dua Lipa’yı çoğumuz sahnedeki güçlü sesi, müziği ve stil dünyasında yarattığı etkiyle tanıyoruz.

Ama son yıllarda onu yalnızca bir pop yıldızı olarak değil; çağdaş edebiyata, kültüre ve düşünce özgürlüğüne alan açan bir figür olarak da konuşuyoruz.

Moda dünyasının yakından takip ettiği bir stil ikonu olmasının yanı sıra, Service95 ile kurduğu kültürel evren; kitapları, yazarları ve okurları da merkezine alan daha geniş bir anlatıya dönüşüyor.

Bu dönüşümün en somut adımlarından biri ise 27 Haziran 2026’da Livraria Lello’nun Porto’da açılan Manifesto Kütüphanesi.

Portekiz’in Porto şehrinde, dünyanın en güzel kitapçılarından biri olarak kabul edilen 120 yıllık Livraria Lello ile Dua Lipa’nın kurucusu olduğu Service95 Kitap Kulübü, iktidarı, sansürü, dışlanmayı ve egemen anlatıları sorgulayan kitaplara adanmış kalıcı bir kütüphane için güçlerini birleştirdi.

Kütüphane; yasaklanmış, sansürlenmiş ya da tartışmaların merkezinde yer almış 100 kitabı bir araya getiriyor. Margaret Atwood’dan Salman Rushdie’ye, Olga Tokarczuk’tan Reginald Dwayne Betts’e uzanan seçki; güç, kontrol, ses ve hafıza temaları etrafında şekilleniyor.

Ama burası yalnızca bir kitap koleksiyonu değil.
Manifesto Kütüphanesi, “Hangi kitaplar raflarda kalmalı?”,
“Hangi hikâyeler görünür olmalı?”,
“Hangi sesler duyulmaya devam etmeli?” sorularını yeniden önümüze koyan yaşayan bir alan.

Sansür bugün bize uzak, hatta arkaik bir kavram gibi görünebilir. Oysa dünyanın pek çok yerinde kitaplar hâlâ okullardan, kütüphanelerden ve kamusal alandan çıkarılıyor; yazarlar söyledikleri ya da yazdıkları nedeniyle baskı görüyor.

Manifesto Kütüphanesi bu yüzden yalnızca bir sansür arşivi değil; kitapların özgürlük, hafıza ve eleştirel düşünceyle kurduğu ilişkiye dair güçlü bir bildiri.

Biliyoruz ki bazen en dönüştürücü şey, bir kitabı okumak ve ardından onun hakkında konuşabilmektir.

Dua Lipa, edebiyatla kurduğu bu bağı daha da ileri taşıyarak 21 Ekim - 1 Kasım 2026 tarihleri arasında düzenlenecek Southbank Centre Londra Edebiyat Festivali’nin de küratörlüğünü üstlenecek.

.lello

🌿🌿🌿

Photos from Bi Moda Hayat's post 08/07/2026

Geçtiğimiz hafta Barcelona’daydım. Yıllar sonra Gaudí’nin eserlerini yeniden gezdim; daha önce göremediğim bazı yapılarını da bu kez ziyaret etme fırsatı buldum.
Gaudí’ye karşı özel bir hayranlığım var. Yakın çevrem bunu çok kez duymuştur.

Beni en çok etkileyen şey, 19. yüzyılın sonunda henüz benzeri olmayan bir mimari dili; eleştirilere, küçümsenmeye ve anlaşılmamaya rağmen inatla, sabırla ve büyük bir inançla hayata geçirmiş olması.
Ama Gaudí’yi benim için asıl özel kılan şey yalnızca hayal gücü değil.

Onun doğaya bakış biçimi.
Gaudí doğayı süs olarak değil, bir çözüm atlası olarak görüyordu. Bir ağacın gövdesinde taşıyıcı sistemi, bir yaprağın kıvrımında formu, bir iskeletin eklem yerlerinde hareketin mantığını okuyabiliyordu. Sagrada Família kaynaklarında da vurgulandığı gibi, Gaudí doğayı kopyalamadı; nasıl çalıştığını analiz etti ve bu işleyişten mimariye uygulanabilecek yapısal ve biçimsel fikirler çıkardı.

Casa Milà’daki 270 tuğla katenar kemer, çatıyı taşıyan hafif ve kendi kendine ayakta durabilen bir sistem kurarken; Sagrada Família’nın ağaç gövdelerini andıran kolonları da yalnızca estetik bir tercih değil, aynı zamanda güçlü bir yapısal öneriydi.

Beni asıl büyüleyen diğer konu da, bildiklerini o dönemde onu tam olarak anlayamayacak ya da uygulamakta zorlanacak insanlara aktarabilecek kadar güçlü bir sistem kurabilmesi

Mimariden dönüp modaya baktığımda, benzer bir duyguyu bana hissettiren isimlerden biri Elsa Schiaparelli.

1890’da Roma’da doğan Schiaparelli, Paris’te kendi moda evini kurdu ve özellikle 1930’larda moda tarihinin yönünü değiştiren vizyonerlerden biri oldu. O da tıpkı Gaudí gibi yalnızca biçim üretmedi; düşünme biçimi önerdi.

Schiaparelli için elbise yalnızca giyilen bir nesne değildi. Bedenin, bilinçaltının, mizahın, arzunun, korkunun, doğanın ve sanatın buluştuğu bir alandı. Victoria and Albert Museum’un Schiaparelli sayfasında da ifade edildiği gibi, onun tasarımları geleneksel giyim anlayışını zorlayan; mizah, sürpriz ve sürrealist imgelerle izleyiciyi tekrar tekrar bakmaya davet eden çalışmalardı.

Devamı yorumlarda 👇

Vuoi che la tua azienda sia il Negozio più quotato a Milan?
Clicca qui per richiedere la tua inserzione sponsorizzata.

Indirizzo


Piazza Tre Torri 3
Milan
20145